Teknoloji, Demokrasi ve İnsanlık Üzerine Bir Muhasebe
Yazarımız Müslüm Söyler ''Çağa Ayak Uydurmak mı, Çağı Ayak Altına Almak mı?'' sorusuna cevap vermeyi amaçladığı makalesi....
İçinde yaşadığımız çağın en çok tekrar edilen sözlerinden biridir: “Çağa ayak uydurmak.”
Fakat bugün geldiğimiz noktada bu sözün anlamı değişmiş gibidir. Artık sanki çağın arkasından koşmak yerine, çağın insanı kendi ayakları altına aldığı bir zaman diliminde yaşıyoruz.
Bize sürekli telkin edilen bir başka slogan da şudur: “Anı yaşa.”
İlk bakışta kulağa hoş gelen bu ifade, aslında insanı ilerlemekten çok yerinde saymaya, hatta gerilemeye çağıran bir hayat anlayışına dönüşmüş durumdadır.
Oysa bizim medeniyetimizin temel öğretilerinden biri çok açıktır:
“İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”
Bu söz, Müslüman için hayatın özeti gibidir. Dününden daha ileriye gitmeyen bir insanın kayıpta olduğunu hatırlatır. Ancak bugün bu anlayış neredeyse hafızalardan silinmek üzeredir. Yerini ise sadece tüketmeye ve günü harcamaya dayalı bir hayat tarzı almıştır.
Kaybolan İnsanî Temas
Teknoloji elbette insan hayatını kolaylaştıran büyük bir nimettir. Ancak nimetler insanın hizmetkârı olduğu sürece berekettir. İnsan onların esiri hâline geldiğinde ise hayatın dengesini bozar.
Eskileri hatırlayanlar bilir…
Köylerden kasabalara alışverişe merkep sırtında gidilirdi.
Haberleşme mektuplarla yapılırdı.
Beklemek vardı.
Özlemek vardı.
Merak etmek vardı.
Bir mektubun gelmesini beklerken yaşanan heyecan, bugünün saniyeler içinde gelen mesajlarında yoktur.
Alışverişler mahalle bakkalından yapılırdı.
Bazen para olmazdı; evdeki tavuğun yumurtasını verirdik. Bakkal amca da bize gofret, çikolata ya da çerez verirdi.
O çerezi köy meydanında yemek, bugünün en pahalı alışveriş merkezlerinden alınan ürünlerden çok daha büyük mutluluk verirdi.
Değirmene gitmek bile başlı başına bir maceraydı.
Yollar uzundu ama yolculuğun kendisi mutluluktu.
Bugün ise yolculuklar kısaldı, ama insanın içindeki yolculuklar kayboldu.
Teknolojinin Getirdiği Sessiz Kopuş
2000’li yıllarla birlikte hayatımızın düzeni hızla değişti.
Önce bakkalların yerini marketler,
Sonra marketlerin yerini AVM’ler,
Bugün ise sanal marketler aldı.
İnsanlar alışveriş yaparken bile birbirlerinin yüzüne bakmaz hâle geldi.
Bayram ziyaretleri azaldı.
Bayramlaşmalar telefon ekranlarına sıkıştı.
Uzaklar teknoloji sayesinde yakınlaşmış gibi görünse de, aslında kalpler arasındaki mesafe büyüdü.
İnsanlar birbirine hiç olmadığı kadar bağlı görünürken, aslında hiç olmadığı kadar yalnız hâle geldi.
Sosyal Medya ve Değerlerin Aşınması
Bugün sosyal medya hesaplarına şöyle bir bakmak bile insanı derin bir düşünceye sevk ediyor.
Kin…
Nefret…
Şiddet…
Ahlaksızlık…
İhanet…
Sanki bunların hepsi normalleşmiş gibi sunuluyor.
İnsanlık, kendi elleriyle kurduğu bir sanal dünyanın trenine binmiş gibi ilerliyor.
Üstelik bu trenin ne makinisti var ne de rotası.
Birileri algoritmalar yazıyor, insanlığı yönlendiren görünmez akıllar oluşturuyor. Fakat bu durum, Nasreddin Hoca’nın bindiği dalı kesmesine benziyor.
İnsanlık kendi oturduğu zemini kesiyor.
Asıl Sorun Teknoloji Değil
Burada asıl mesele teknoloji değildir.
Sorun, insanın değerlerinden uzaklaşmasıdır.
Çünkü teknoloji ilerledikçe insanlık geriliyorsa, ortada ciddi bir problem vardır.
İnsanı merkeze almayan bilim,
ahlaktan kopmuş bilgi,
imanla beslenmeyen akıl…
Bunların hiçbiri insanlığa huzur getirmez.
Allah Teâlâ insanı başıboş bırakmamıştır.
Son Peygamberi göndermiş, son kitabı indirmiştir.
Artık insanlığın ihtiyacı olan şey yeni bir vahiy değil, mevcut vahyi anlamak ve yaşatmaktır.
Kur’an’ın rehberliği insanlık için hâlâ en büyük kurtuluş kapısıdır.
İlim ile Kibir Arasındaki İnce Çizgi
Bugün bazı insanlar ilim adına konuşurken, aslında kibrin tuzağına düşmektedir.
Allah’ın yarattığı düzeni inceleyen bazıları, sonunda Yaratan’ı inkâr edecek noktaya gelebiliyor.
İlim kibirle birleştiğinde insanı yükseltmez;
aksine en tehlikeli cehalete götürür.
Çünkü Allah’ı unutan bir akıl;
önce dini küçümser,
sonra ahlakı reddeder,
en sonunda ise insanlığı kaybeder.
Bugün dünyada artan şiddet, ahlaksızlık ve vicdansızlık bunun acı örnekleriyle doludur.
Masum çocukların hayatlarına kasteden, insanlığın en temel değerlerini yok sayan vahşetler; işte bu inanç ve ahlak boşluğunun sonucudur.
Unutulmaması Gereken Hakikat
Bütün bunlara rağmen unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
İnsan ne kadar ilerlediğini zannederse zannetsin,
dönüşü mutlaka Yaratan’adır.
Teknoloji gelişebilir.
Dünya değişebilir.
Sistemler dönüşebilir.
Ama değişmeyen tek hakikat şudur:
İnsan, sonunda hesap vereceği bir kapıya varacaktır.
İşte bu yüzden çağın içinde kaybolmadan,
teknolojiyi araç,
imanı ise rehber edinmek zorundayız.
Aksi hâlde insanlık, kendi kurduğu dünyanın içinde yolunu kaybetmiş bir yolcuya dönüşecektir.
Selametle…
Müslüm SÖYLER’le
Başka Açıdan
Tepkiniz Nedir?