Cehaletin Cesareti, Bilginin Susturulduğu Çağ
Yazarımız Müslüm SÖYLER'in Cehaletin Bilgiye karşı hızlı bir atak yaptığını anlatan makalesi
“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.”
Ne var ki bugün aynalar kırık, laflar ise yüksek sesli. Hakikat suskun, cehalet ise kürsüde.
Bir çağ düşünün; bilmeyen konuşuyor, bilen susuyor. Sorgulamayan alkışlanıyor, itiraz eden linç ediliyor. Sosyal medya denilen bu yeni meydan, ilmin değil gürültünün, hikmetin değil hezeyanın pazarına dönmüş durumda. Herkes âlim, herkes müfessir, herkes stratejist… Fakat ortada ne ilim var ne de ahlak.
Atalar boşuna dememiş: “Çabalama ile çarık yırtılır.”
Bugün çarıklar yırtıldı, çünkü herkes haddini aştı. Herkes bilmediği konuda konuşuyor. Herkes her meseleye hüküm veriyor. Bilgi sahibi olmakla fikir sahibi olmak arasındaki fark, ne yazık ki tamamen silinmiş durumda.
Yüce Yaradan bile kullarını farklı kabiliyetlerle yaratmışken, insanın kendini her alanda yetkin sanması açık bir kibirdir. Kimi fiziği anlar, kimi tarihi; kimi rakamlarla konuşur, kimi insan ruhuyla… Ama şimdi biri çıkıp “Ben her şeyi biliyorum” diyorsa, orada ilim bitmiş, ego başlamıştır.
Gelelim günümüzün en tehlikeli sahnesine: klavye âlimleri.
Bir uygulama indiriliyor, üç beş cümle derleniyor, ardından kamera açılıyor. Ayetler bağlamından koparılıyor, hadisler cımbızlanıyor, bilimsel kavramlar kulaktan dolma bilgilerle süsleniyor. Ve ardından şu cümle yükseliyor: “Kimse gerçeği söylemiyor, ben söylüyorum!”
Sonuç?
Binlerce beğeni, milyonlarca izlenme… Hakikat değil, etkileşim kazanıyor. Yanlış bilgi hızla yayılıyor. Dün “haram” diyen, bugün “özgürlük” nutukları atıyor. Dün inancı küçümseyenler, bugün ahlak dersi vermeye kalkıyor.
Bu tablo bize neyi hatırlatıyor biliyor musunuz?
Cahiliye dönemini.
Putlar artık taştan değil; ekrandan. Secdeler Allah’a değil, takipçi sayısına yapılıyor. Beğeni arttıkça kibir büyüyor, kibir büyüdükçe akıl küçülüyor.
Üstelik bu yalnızca dini alanda değil. Sağlıkta, siyasette, ekonomide de aynı çöküş yaşanıyor. Dün hiçbir eğitimi olmayan biri, bugün milyonlara “şu ilacı kullanma”, “şu aşıyı yaptırma”, “şu hastalığın sebebi budur” diyebiliyor. Sonra insanlar hastanelerden değil, ekranlardan medet umuyor.
Bir hekimin hastasına bakmadan “git tahlil yaptır” demesi nasıl bir çöküşse, toplumun derdini dinlemeden hüküm vermek de aynı çöküştür. İnsan ruhu ihmal ediliyor, merhamet devre dışı bırakılıyor. Yapay zekâ konuşuyor, insan susuyor.
İslam ahlakını küçümseyenler şunu bilmeli:
Bu din, yalnızca ibadet değil; ölçüdür, edep’tir, haddini bilmektir. Peygamber Efendimizin “Her bildiğini söylemek kişiye yalan olarak yeter” hadisi, bugün sosyal medyada milyonlarca kişiyi tarif ediyor.
Bir fizikçiye yoğurt yaptırmaya kalkarsanız güler.
Ama bir biyoloğa İslam’ı anlat diyorsunuz.
Bir sanatçıya fetva soruyorsunuz.
Bir fenomeni âlim yerine koyuyorsunuz.
Sonra da toplum neden bozuldu diye soruyorsunuz.
Eskiden usta-çırak vardı. Bilgi emanet bilinirdi. Şimdi bilgi tüketiliyor, çiğneniyor, tükürülüyor. Diplomayla ilim, takipçiyle hikmet satın alınabileceği sanılıyor. Oysa ilim, kibri sevmez. Ahlak, gürültüden hoşlanmaz.
Bugün köylüyü, çobanı, sade insanı küçümseyen sözde aydınlar var. Oysa o küçümsenen insanların duasıyla bu memleket ayakta. Kibirle konuşanların ise adı yarın hatırlanmayacak.
Son söz sert olacak ama gerçek olacak:
Bu toplum, bilmediği konuda susmayı yeniden öğrenmek zorunda. Her konuşan doğru söylemiyor. Her yüksek ses, hakikat değil. Ve her bilgi, hikmet değildir.
Hakikat sessizdir.
Ahlak ağırdır.
İlim ise haddini bilene yakışır.
Ve unutmayalım:
Allah, kibirlenenleri değil; teslim olanları yüceltir.
Tepkiniz Nedir?